En Popüler Adaşım

Bu kişisel sayfama gelenlerin büyük bir kısmı adaşım, aslen Adıyaman’lı fakat Malatya büyüme protest şarkıcı AhmetKaya’ı umarak tıklamış olabileceğine binaen diyeyim ki, ben o kişi değilim. Türkiye’de yaklaşık 7000 Ahmet Kaya’dan biriyim. Şarkıcı Ahmet Kaya ile ilgili bir zan üzerinden bu sayfaya ulaşılmışsa,  adaşımla ilgili biraz klavye tıklatmak benim için zorunluluktur:

İlk 14-15 yaşlarındaydım popüler bir adaşım olduğunu öğrendiğimde. 1987 yılında üniversite sınavına  gireceğim günün bir gün öncesi dinlemiştim ve çok hoşuma gitmişti, teyp kasetini belki onlarca kez dinledim. Ertesi gün sınava girerken soru metinlerini ve çoktan seçmeli soru şıklarını defalarca dinlediğim ezgilerle okumaktaydım. Sınava konsantre olmamı engelleyeceği zannıyla zihnimden atmaya çalışıyor ama beceremiyordum. Daha fazla direnmedim. Sanırım en çok “Metrisin önünde durdum/Kasketim yerlere vurdum” şarkısındaki ezgiler en baskınıydı. Zihnimdeki ezgilerden kurtulamayacağımı anlayınca direnmekten vazgeçtim. Tüm sınavı adaşımın ezgileriyle okuyup cevaplamaya çalıştım.

Ardından üniversiteye kayıt yaptırdım. Kredi Yurtlar Kurumu yurtlarında barınmaya başladım. O günlerde adaşımın popülaritesi çok yüksekti ancak kasetlerinin üzerindeki çizim resimleri dışında bilinen bir sima imajı yoktu. Bu durumdan muzipçe yararlanan oda arkadaşlarım “Ahmet Kaya oda arkadaşım”diye yaygara yaparlarmış. Çok kişinin adaşım niyetiyle beni ziyarete kafile kafile geldikleri oldu. Ben her ne kadar zan etikleri kişi olmadığımı söylesem de oda arkadaşlarımın güçlü ve fantastik izahları yüzünden o kişinin ben olduğum kanaatlerini kıramadım.

Birkaç ay sonra adaşımın “Yorgun Demokrat” kaseti çıktı. Kendi gerçek fotoğraflarıyla yayınlandı. Artık herkes o popüler protest şarkıcının ben olmadığımı anlamıştı. Esassız bir ilgiden kurtulmuştum. Yine de bana hala şarkı söyletmek isteyenler vardı. Bugüne kadar hep de oldu, sanırım olacak da….

Adaşımın siyasi/protest tutumu ne kadar güçlüyse müziğinin gücü de bir o kadar güçlüydü. Siyasi açıdan tam tersi kamplarda olan kişilerden de oldukça güçlü bir hayran kitlesi oluşmuştu. Sanki adaşım, kendi takımlarını tuttukları halde “rakip takımda harika top oynayan oyuncuyu hayran hayran izleyen taraftar gibiydi. Ahmet Kaya’yı, rakibin kendi kalesine atılan harika golü keyifle izliyor gibi izlemekteydiler. F. Kısaparmak’ın Kilim şarkısını gizli gizli dinleyip, “nihayet Ahmet Kaya’ya mukabele edebilecek biri çıktı” diye beyhude sevinenlere şahit oldum.

Adaşım ne kadar popülerse ben de her tanışma ortamında adaşımın çağrışımının etkisiyle muazzam sempatiyle karşılık gördüm. Hatta ilk zamanlarda  popüler bir isimi kendi kendime takınmışım gibi “Ay, çok komik, ben de Zülfü Livaneli…” gibi tepkilerle ziyadesiyle karşılaştım.

Derken bir gün adaşımın ölüm haberini aldım. Cuma günü, üniversitede hocalık yapmaktaydım. Son sınıfların aynı zamanda günün de son dersi için sınıfa girdim. Hafta sonu için eve gideceklerin dersi erkenden bitirmem için muazzam baskıları olurdu. Dersi bitirdim, adaşım hakkında konuşmak istediğimi söyledim. Ülkücü öğrencilerden biri şiddetle tepki gösterdi. İsteyen herkesin dışarı çıkabileceğini söyledim. Hiç kimse çıkmadı. Sanırım bir saatten ziyade herkes dinlemişti.

iki üç ayda bir o rezil, utanç gecesi olan Magazin Gazetecileri Derneğinin görüntüleri takılır ekranıma. İzlerim ve bugün güneşi gördüğünü söyleyen o “hiç de mahsum olmayan alçakgül” ve avenelerinin adaşıma çatal, bıçak atışlarını ve güya muzafferlerin alkışlarını izlerim. Gülten Kaya ablamız i tüm alçakları af etse bile o gecenin kinsel fikri takibini ben yapmaya devam edeceğim.

Gün gelir, devran döner….

 

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Dikkatine

Tüm camiler “İslam Nişanı”dır, yani sembol değeri taşır. Mimarisiyle heybetli, büyük camiler (Cami-i Kebir) aynı zamanda devlet erkanlarına “Cuma Namazgahları” olmuştur. Zımnen devletin İslami yönünün tespit ve ilanına gönderme yapmaktadır. Dolayısıyla bu tür camiler hem ihtiyaçtır, hem de vatandaşlarının kahir ekseriyetnin Müslüman olduğu şehir ahalisi için gereklidir.

Sanırım aynı öngörü ve/veya ihtiyaç için Diyarbakır’da da büyük/kebir bir cami inşaatı başlatılmıştır. Bu cami için emek ve himmet eden herkesten Allah Razı olsun. Niyet her ne kadar güzel de olsa uygulama ve süreç niyetle müvazi, güzel olmayabilir. Nitekim Diyarbakır için düşünülen caminin lokasyonu, inşa alanı ile ilgili muazzam hata yapıldığı kanaatindeyim. Zira Diyarbakır’da Karayolları Bölge Müdürlüğünün Elazığ Caddesi kısmına sembol değer oluşturacağı düşünülen muazzam bir cami “konum olarak” beni son derece rahatsız ediyor:
1- İslamın 5. haremi olarak kabul edilen Diyarbakır Ulu Camiinin hemen yakınındadır.
2. 27 Peygamber (A.S) sahabisinin medfun bulunduğu Hz. Süleyman Camiine çok yakındır.
3. Caminin yapıldığı alan yoğun insan yaşam alanlarından değildir. Zira en yakın alan askeri lojmanlardır. Asker kökenli cemaat için lojman alanının içinde zaten cami vardır.
O mıntıkada yaşayan dini duyarlılığa sahip bir kişi sabah namazını camide kılmak isterse ihtimaldir ki Hz. Süleyman Camiine gider. Cuma namazını kılmak isterse Ulu Camiye gider. Sırf cuma namazını Ulu camide kılmak için il dışından gelenlere tanık olmak olağan durumlardandır.
Yapılması düşünülen cami için acizane önereceğim yer de vardır: İstanbul’daki Çamlıca camisinin etkisiyle olacak herhalde, Diyarbakır’da yeni ve yoğun yaşam alanlarından,  vericilerin/antenlerin bulunduğu Talaytepe’ye kurulacak bir cami kıyamete kadar hizmet ederken, sebep olanlara da muazzam sevap kazandıracaktır.
Bu hassasiyetimi paylaştığım birçok sivil kuruluş temsilcisi mezkur caminin Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan’ın himmeti dahiline inşa edildiğinden bahisle kendisine böyle bir durumu izah etmek istemediklerini belirttiler.   Diyarbakır coğrafyasına içindekiler kadar vakıf olmadığı ihtimal dahilindedir.  Sayın Cumhurbaşkanımıza doğru bir tarzda anlatılması halinde kendilerinin de kanaat getireceği muhakkaktır.
Tasarlanan cami gereklidir, ama daha doğru bir konumda….